Atatürk Büyüktür!
Atatürk, yalnızca kanı beş para etmez orta çağ artığı kafaları yendiği için değil, aynı zamanda kendi silah arkadaşlarının ihanetine uğradığı için de büyüktür.
Arkadaşlarının vatanperver olması, onunla çocukluktan yahut harp okulundan arkadaş olmaları, cephelerde omuz omuza savaşmaları hatta Atatürk’ün düşüncelerinin bir devlet kurarak zafere ulaşması dahi bu ihanet gerçeğini değiştirmemiştir.
Atatürk, büyüktür!
Çünkü daha Millî Mücadele devam ederken, Refet Bele’nin Etlik’teki bağ evinde, Kazım Karabekir’in telefonun ucunda, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Refet Bele’nin de masada olduğu bir gecede kendisine:
“Bize göre artık emaneti sahibine teslim etmeliyiz”, “Benim babam padişahın baş mabeyinliğini yaptı. Boğazında padişahın ekmeği var. Ben o ekmeğe ihanet etmem kardeşim. Benim rejim sorunum yok. Üstelik, madem sordun, söyleyeyim. Padişah bir İslam halifesi, ben de Müslümanım. Dinî terbiyem nedeniyle de padişaha bağlıyım. O makamlar uhrevi makamlar. Senin, benim gibi kişilerin ulaşabileceği makamlar değil. Kaldı ki, bu milletin yüzlerce yıldan bu yana alıştığı yönetim de mutlakıyet yönetimidir, cumhuriyet değil.”
diyen bu adamları o gece affetmiştir.
Atatürk, çok büyüktür.
Çünkü, aynı adamlar, onu kendi kurduğu meclise sokmamak için Seçim Yasası’nı değiştirmeye kalkışmışlardır. Erzurum Milletvekili Necati Bey, Samsun Milletvekili Emin Bey ve Mersin Milletvekili Çolak Selahattin Bey aracılığıyla bir önerge hazırlatmışlardır. Bu önergede milletvekili olacakların:
- Misak-ı Milli sınırları içinde doğmuş olması,
- Aday oldukları yerde en az beş yıl ikamet etmiş olması,
şartları koşulmuştur. Bu iki maddeye de o gün uymayan tek kişi Atatürk’tür. Bu çirkin önerge, kapalı oturumda görüşülmesi şartıyla mecliste verilince, Atatürk hemen kürsüye çıkarak şunları haykırmıştır:
“Doğum yerim Selanik, Misak-ı Milli sınırları dışında kalırken, devlet Selanik’i tek kurşun atmadan Yunan’a verirken, bu millet bilsin ki ben diğer bir yurt köşesi Derne’de savaşıyordum. Hiçbir yerde beş yıl oturamadım, doğru. Otursaydım, o zaman Bingazi’de, Derne’de, Sina’da, Filistin’de olamazdım. Çanakkale’de, Kafkaslarda, Sakarya’da olamazdım. Ama ben oralarda olamasaydım, bu efendilerin de doğum yerleri, Allah korusun, Misak-ı Milli sınırları dışında kalırdı. Şimdi millete soruyor ve yanıtını milletten bekliyorum. Bu önergenin sahibi efendileri buraya gönderen millet onlar gibi mi düşünüyor?”
Ve Türk milleti bu olayı çuvallar dolusu telgrafla protesto etmiş, önerge geri çekilmiştir. Atatürk de Ankara Bâlâ ilçesinden milletvekili seçilmiştir.
Bu olanlara rağmen o gün bile bu adamları affetmiştir.
Atatürk, çok büyüktür.
Çünkü… Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu paşalar Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Cumhuriyet’in inşası sürerken inkılaplara doğrudan cephe aldılar. Bu parti, gericilerin ve isyan tüccarlarının yuvası hâline geldi. Atatürk’ü dinsizlikle suçlayan propagandalar ürettiler. Şeyh Sait İsyanı bu kapıdan içeri sızdı. Bir zamanlar onunla omuz omuza savaşmış olanlar, daha kundakta olan Cumhuriyet’ini onunla birlikte boğmak için alenen uğraştılar.
Atatürk yine hiddetle değil, Türk milletinin yolunu karartacak bu harekete adil yargıyla cevap vermiştir. Ve bu paşaları o gün dahi affetmiştir.
Ve Atatürk çok ama çok büyüktür…
Kendisine İzmir’de yapılması planlanan ve son anda şans eseri başarısızlıkla sonuçlanan 1926 suikastının baş aktörü Ziya Hurşit’in yargılanıp idam cezası aldığı davada, idamından kısa bir süre önce: “Paşaların haberi var mıydı?” sorusuna, “Evet paşaların da haberleri vardı” cevabını aldığı halde, bu silah arkadaşlarının adil yargılanmasını sağlamış ve yine hepsini affettirmiştir. Ziya Hurşit’in itirafını Kazım Karabekir de: “Haberimiz vardı ama ciddiye almadık” diyerek onaylamıştır.
Atatürk işte böyle büyüktür.
Etrafındakiler her küçüldüğünde o daha da büyümüştür.
Aziz ruhu ebediyen şad olsun!
T.T.K.


Bir Cevap Yazın