Mıcır ve Pırlanta

Mıcır da taştır, pırlanta da. Biri ezilmek için yere döşenir, üzerinden taşıtlar geçer; diğeri sömürülen toprakların kanıyla beslenir, zengin vitrininde göz deşer.

Bir kamyon dolusu mıcırın değeri, tek bir pırlantanın kıymeti kadar değildir.

Doğanın her tarafında tomarla görülebilecek mıcırı, yalnızca bir karat (0,25 gr) elde edebilmek için dahi 250 ton kaya, kum ve çakılın ayrıştırılmasını gerektiren pırlanta ile bir tutmak, hiçbir zaman pırlanta kadar değeri olmayacağını bilen sevimsiz mıcırın işidir.

Çünkü mıcır, ezilmekten şikâyet etse de yol olmayı beceremez; kendini pırlanta sanarak parlatmaya kalksa da ışığı yine başkasının farından ödünç alınır. Oysa pırlanta, karanlıkta bile ışığını saklamaz ve kendi özünden doğan bir kıymetle parlar. Mıcır, “tonlarla” ölçülür ama değeri yoktur. Pırlanta, “gramla” tartılır ama kıymeti paha biçilmezdir. Birinin varlığı kalabalıkken, ötekinin varlığı anlamdır. Biri darbe altında parçalanırken, diğeri darbeyle kesildikçe güzelleşir.

İdrak edebilen için de hikâye bu kadardır.

Sevgiler.

 


Bir Cevap Yazın

Yunus Emre İspir sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin