Av Olmamak – Iryna Zarutska Cinayeti

Iryna Zarutska cinayeti, modern dünyanın bütün neon ışıklarına rağmen hayatın ne kadar da adil olmadığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Yaşam; bütün ahlâki ve dini değerlerden soyutlanmış bir hayatta kalma simülasyonudur. Bu durum, bugünkü modern insan için de mağara dönemindeki ilkel insan için de geçerliliğini koruyan bir süreçtir. Binlerce yıl evvel av olmamak için gölgelere sinen, kokusunu saklayan insanlar olarak bugün her yeni bir güne hastalıklardan, doğal afetlerden, kazara ya da kasti zararlardan “uzak kalma” güdüsüyle uyanıyoruz. Bu “dikkatli” yaşama durumunun alanları evrimsel süreç içinde değişse de özü “av olmamak” temeliyle sabit kalmıştır. 

21. yüzyılda, kırk kollu ahtapot bacaklı envai çeşit milletin yaşadığı devasa bir medeniyet laboratuvarındaki en ufak dikkatsizlik, yaşama mal olacak neticelerle sonuçlanabilmektedir. Tabiat kanunları, hoşunuza gitmese de değişmezdir. Doğal seleksiyon, güçlü olanın hayatta kaldığı, zayıfın sistem dışına itildiği sistemler bütünüdür. Kimi zaman bir trafik ışığındaki saniyelik bir gecikme, kimi zaman yanlış insanlarla karşılaşma, kimi zaman da sistemin boşlukları bu simülasyonda çok olay bir şekilde kaybeden taraf olmamıza neden olabilmektedir. Bu bakımdan insan, binlerce yıl evvel mağarasından çıkmış olsa dahi modern yaşamda da hâlâ dikkatli yaşamak zorundadır. Kendi oluşturduğu devletlerin, kendini koruma gibi bir misyonu olmasına rağmen yine de sistemdeki boşlukları dikkate alarak yaşaması, kendi yaşamı için zaruridir. Iryna Zarutska ise yaşadığı toplumdaki bu tarihi ve reel gerçekliği göz ardı ettiği için bir toplu taşıma aracında mikro çevresini kollama gereği duymamış ve bunun bedelini de -maalesef ki- yaşamıyla ödemiştir.

Ama madem ki bir medeniyet inşa edildi ve buna bağlı bazı değerler var, öyleyse adaletin de gerçek bir caydırıcılığı olmalıdır. Bu tarz vahşet içeren cinayetlerin cezasının, toplum vicdanını rahatlatacak derecede net ve etkili olması gerekir. Çünkü adaletin yavaş işlemesi ve caydırıcılığını kaybetmesi toplumları alenen çürütür. Adaletin caydırıcılıkla birleşmediği bir dünyada, insanlar giderek kendi mağarasına çekilir, kendi taş baltasını bilemeye başlar ve güvenliklerini sağlamak için barbar yöntemlere meylederler. Bu da medeniyetin bizzat temelini dinamitleyen bir kısır döngüye evrilir. Bu nedenle çağdaş toplumlar, ceza adaletini daha sert, daha hızlı ve daha şeffaf hale getirmek zorundadır.

Ben bugün bu tarz cinayetlerin kısasa kısas olarak değerlendirilmesi tarafındayım.

Bu “negro negro zenci”, ağır bir tecrit yaşamı yerine, kamuoyunun gözü önünde bir sandalyeye oturtularak, aynı şiddetteki bıçak darbeleriyle, kendi kanının süzülmesini göre göre can vermelidir…


Bir Cevap Yazın

Yunus Emre İspir sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin