Homeros, İlyada’nın daha başlangıcında anlatının kapısını insanın en karanlık, en yıkıcı ve en tanıdık hâllerinden biriyle açar. Troya’nın surları, Akha gemileri, tunçtan silahlar ve tanrıların bitmek bilmeyen müdahaleleri daha sonra gelecektir. Önce öfke vardır. Çünkü insanın hikâyesi, çoğu zaman başına gelenlerden önce içinde büyüttükleriyle başlar.
İlyada denildiğinde akla Troya Savaşı gelir. Oysa Homeros, on yıl süren savaşın tamamını anlatmaz. Helena’nın kaçırılışını uzun uzadıya göstermez. Tahta atı, Troya’nın düşüşünü, Akhilleus’un ölümünü destanın içine yerleştirmez. Savaşın sonlarına doğru yaşanan kısa bir zaman aralığını seçer ve bütün bir çağın sesini bu dar aralığa sığdırır. Büyük edebiyatın ilk marifeti de burada belirir: Her şeyi anlatmaya çalışmaz. Anlatılması gereken yarayı bulur.
Bu yara Akhilleus’un gururunda açılmıştır. Agamemnon’un karşısında uğradığı aşağılanma, onun için sıradan bir anlaşmazlık değildir. Değerinin, şerefinin ve savaş meydanındaki yerinin inkâr edilmesidir. Akhilleus bu yüzden savaştan çekilir. Silahını bir kenara bırakır. Arkadaşlarının yenilmesini, gemilerin tehdit altına girmesini ve askerlerin ölmesini uzaktan seyreder. Öfkesi yalnız kendisini yakmaz. Çevresindeki herkesi içine alan bir yangına dönüşür.
Akhilleus’un öfkesi, onu güçlü kıldığı kadar küçültür de. Homeros burada kusursuz bir kahraman yaratmaz. Kahramanının ihtişamıyla birlikte zaafını da gösterir. Akhilleus yenilmezdir; fakat kendi içine yenilir. Düşman ordularını dağıtabilir; fakat gururunu susturamaz. Elindeki mızrakla bedenleri parçalayabilir; fakat incinen benliğini iyileştiremez. İlyada’nın edebî büyüklüğü, kahramanına hayranlık duymamızı isterken ondan ürkmemize de izin vermesindedir.
Destanlar genellikle kahramanlarını yüceltmek için anlatılır. İlyada ise kahramanlığın içine ölüm korkusunu, tereddüdü, kibri, sevgiyi ve pişmanlığı yerleştirir. Savaşçılar yalnızca savaşçı değildir. Birilerinin oğludur. Bir evin babasıdır. Bir kadının beklediği adamdır. Arkasında yarım kalacak bir hayat bırakmıştır. Homeros, savaş meydanında ölenleri sayılara dönüştürmez. Bir asker yere düşmeden önce çoğu zaman onun kim olduğunu, nereden geldiğini ve geride kimi bıraktığını hatırlatır. Kılıç bir bedene saplanır; fakat şiir, o bedeni yeniden insana çevirir.
İlyada’daki ölüm bu yüzden sessiz değildir. Her ölümün ardında kapanan bir kapı, sönen bir ocak ve artık dönmeyecek bir yolcu vardır. Homeros’un savaş sahneleri serttir. Kemikler kırılır, mızraklar gövdeleri deler, kan toprağa karışır. Buna rağmen anlatı, şiddeti seyirlik bir gösteriye dönüştürmez. Tam tersine savaşın bedelini görünür kılar. Kahramanlık türküsünün arasına ağıt karışır. Zaferin sesi yükseldikçe ölümün gölgesi büyür.
Hektor bu gölgenin altında yürüyen en insanî kahramandır. Akhilleus savaşın öfkesini temsil ederken Hektor savaşın yükünü taşır. O, Troya’nın en güçlü savaşçısı olduğu için surların dışına çıkmaz yalnızca. Babasının, karısının, çocuğunun ve şehrinin kendisine yüklediği sorumluluk yüzünden çıkar. Kaçmak isteyebilir. Korkabilir. Öleceğini sezebilir. Yine de gider. Onu büyük yapan, korkusuzluğu değildir. Korkmasına rağmen dönmemesidir.
Hektor ile Andromakhe’nin vedası, destanın en büyük savaşlarından daha güçlüdür. Çünkü o sahnede ne tanrılar ne ordular ne de zafer vardır. Bir kadın kocasını kaybetmekten korkar. Bir baba, miğferinden ürken çocuğunu kucağına almak için başındaki savaş alametini çıkarır. Tunç miğfer yere bırakıldığında Hektor kısa bir süreliğine kahraman olmaktan çıkar. Baba olur. İlyada da o anda destan olmaktan çıkıp edebiyata dönüşür.
Homeros’un asıl kudreti burada aranmalıdır. O, büyük olayları küçültmez; büyük olayların içinde kalan küçük insanı görünür kılar. Savaş devam ederken bir annenin kaygısını, bir eşin çaresizliğini, bir babanın gururunu ve bir dostun ölümünü anlatır. Ordular birbirine saldırırken insan ruhunun tenha köşelerine bakar. İlyada’nın binlerce yıldır yaşamasının sebebi Troya Savaşı’nın büyüklüğü değildir. Savaşın içinde kaybolmayan insan sesidir.
Patroklos’un ölümüyle birlikte Akhilleus’un öfkesi yön değiştirir. Başlangıçta Agamemnon’a duyulan öfke, bu kez Hektor’a çevrilir. Fakat burada da değişen yalnızca hedefidir. Öfkenin kendisi değişmez. Akhilleus, dostunun ölümünü kabullenemediği için savaşa geri döner. Yasını yaşayamaz. Acısını öfkeye dönüştürür. Hektor’u öldürür; fakat bununla yetinmez. Cesedini savaş arabasının arkasında sürükleyerek düşmanının bedeninden intikam almaya çalışır.
İnsan, bazen kaybettiği kişiye ulaşamadığında önüne çıkan her şeyi cezalandırmak ister. Akhilleus’un Hektor’a yaptığında biraz da bu çaresizlik vardır. Öldürdüğü adam Patroklos’u geri getirmeyecektir. Zafer, kaybı ortadan kaldırmayacaktır. Hektor’un cesedine yöneltilen şiddet, aslında ölümün değiştirilemezliğine yöneltilmiş boş bir itirazdır. Akhilleus bir bedeni aşağılar; fakat yenemediği şey Hektor değil, kendi faniliğidir.
Sonra Priamos gelir. Yaşlı kral, oğlunu öldüren adamın çadırına girer ve Hektor’un cesedini ister. Krallığını, gururunu ve korkusunu çadırın dışında bırakır. Akhilleus’un ellerine kapanır. Oğlunu öldüren elleri öper. İlyada’nın bütün savaş sahneleri bu karşılaşmanın yanında bir anda gürültüsünü kaybeder. Çünkü iki düşman, ilk kez birbirine savaş meydanındaki unvanlarıyla değil, kaybettikleri insanların ardından bakar.
Priamos, Akhilleus’a babasını hatırlatır. Akhilleus, Priamos’ta kendi babasının yaklaşan yalnızlığını görür. Biri oğluna, diğeri dostuna ağlar. Aralarındaki düşmanlık ortadan kalkmaz. Troya ile Akhalar barışmaz. Fakat acı, kısa bir an için tarafların üstüne çıkar. İki insan aynı sofraya oturur. Savaşın durduramadığını yas durdurur. Öfkenin susturamadığını merhamet susturur.
İlyada’nın Troya’nın düşüşüyle bitmemesi tesadüf değildir. Homeros, destanını büyük bir askerî zaferle, yıkılan surlarla veya ele geçirilen bir şehirle kapatmaz. Hektor’un cenazesiyle bitirir. Son söz savaşın değil, yasındır. Böylece destanın başındaki öfke, sonunda bir ölünün ardından tutulan ağıda dönüşür. Anlatı, öfkenin açtığı kapıdan girer; merhametin eşiğinde durur.
Bu son, İlyada’nın ne söylediğini de açık eder. İnsan kahraman olabilir. Şehirler kurabilir. Ordular yönetebilir. Adını çağlar boyunca taşıyacak zaferler kazanabilir. Fakat bütün bunların üzerinde değişmeyen bir hakikat vardır: Ölümlüdür. Akhilleus da Hektor da bu hakikatten kaçamaz. Aralarındaki fark nasıl öldüklerinde değil, ölüme yaklaşırken kim olduklarında ortaya çıkar.
Homeros, kahramanlarını tanrılara yakınlaştırırken onları insan yapan şeyi ellerinden almaz. Tanrılar ölümsüz oldukları için acıları geçicidir. Tartışırlar, taraf tutarlar, kandırırlar ve sonra Olimpos’a dönerler. İnsanların ise dönecekleri güvenli bir gök yoktur. Onların her kararı geri alınamaz bir sonuca doğru ilerler. Bu yüzden İlyada’da gerçek ağırlık tanrıların değil, ölümlülerin üzerindedir.
Edebiyat da belki tam burada başlar. İnsan, öleceğini bildiği hâlde yaşar; kaybedeceğini bildiği hâlde sever; unutulacağını bildiği hâlde adını bir başkasının hafızasına bırakmak ister. Şiir, bu geçiciliğe karşı kurulmuş en eski sığınaklardan biridir. Homeros, savaşta ölenlerin bedenlerini kurtaramaz. Fakat adlarını ölümün elinden alır. Onları toprağın altında bırakmaz. Dizeye taşır.
İlyada’nın ilk büyük cümlesi öfkeyle başlar; çünkü anlatılmaya değer her insan hikâyesinin içinde çatlamış bir yer vardır. Fakat eser yalnız öfkeyi anlatmaz. Öfkenin insanı nasıl körleştirdiğini, yasın onu nasıl dönüştürdüğünü ve merhametin en sert kalpte bile nasıl bir kapı açabildiğini gösterir. Akhilleus’un büyüklüğü Hektor’u öldürmesinde değil, sonunda onun cesedini babasına verebilmesindedir.
Troya yıkılmıştır. Kahramanlar ölmüştür. Orduların isimleri tarih kitaplarına karışmıştır. Fakat bir babanın oğluna ağlayışı, bir savaşçının dostunu kaybedişi ve bir kadının kocasını son kez surlardan uğurlayışı hâlâ yaşamaktadır. Çünkü tarih savaşların sonucunu yazar. Edebiyat ise o savaşların insanın içinde bıraktığı yeri.
İlyada bu yüzden eski değildir. Yalnızca eskiden yazılmıştır. Öfkemiz, yasımız, gururumuz ve ölüme karşı çaresizliğimiz değişmediği sürece Homeros’un cümlesi bitmeyecektir. İlk kelimesi öfkedir. Sonunda ise insan kalır.



Bir Cevap Yazın